 | UNUTTURMAYACAĞIZ...! 17 AĞUSTOS MARMARA DEPREMİNDE ÖLEN VATANDAŞLARIMIZA ALLAH' TAN RAHMET DİLİYORUZ, RUHLARI ŞAD OLSUN! |
17 AĞUSTOS 2009 Yazımın başlangıcındaki tarihe baktığınızda, sizlere muhakkak tanıdık gelecektir. Belki de hemen şöyle bir yorumda yapmış olabilirsiniz. Tarih doğru ama seneyi yanlış yazmışlar. Aslına bakarsanız tarihte doğru seneside… Neden böyle bir başlık.? 17 Ağustos 1999 tarihinde ''İzmit Körfezi Depremi, Gölcük Depremi ya da Büyük Marmara Depremi'' olarak anılan, yaşandığı tarihte yaklaşık olarak 17.500 vatandaşımızın hayatını yitirdiği, yine yaklaşık olarak 23.500 vatandaşımızın agır ya da hafif yaralandığı, 285.215 konutun- 42.902 iş yerinin yıkılması ile birlikte hayatını kaybeden vatandaşlarımız hariç; yaklaşık olarak 600.000 bin vatandaşımız evsiz kalmıştır. İzmit, Ankara, İzmir gibi bölgeleri etkilemiş, ağır sanayimizinde yer aldığı bölge afet sonucunda 16 milyon vatandaşımızın çeşitli şekillerde etkilenmesine yol açmıştır. Bu nedenlerden dolayı gerek büyüklük, gerek etkilediği alanın genişliği, gerekse neden olduğu maddi kayıpların büyüklüğü açısından son yüzyılın en büyük depremlerinden birisi olma özelliğini taşımaktadır. Kısaca hatırlatma bazında ele aldığımız bu bilgiler ışığında ülkemizin büyük bir kısmının 1.derecede deprem bölgesine yer almasına rağmen kentsel planlamalar yapılırken bu özellikler de göz önüne alınarak planlamalar yapılmamıştır..? Neden bu kadar can kaybı neden bu kadar maddi kayıp…? 17 Ağustos afetini çok yakından hisseden bölgemizde vatandaşlarımız gecenin ilerleyen saatlerinde çeşitli iletişim araçlarından bilgi edinmeye çalışmış İstanbul kaynaklı bir radyonun gerek heyecanla gerekse artçı şoklarının da etkisi ile heyacanlı yorumlar yapmaktaydı. Evlerinin önünde ya da boş meydanlarda araçlarındaki radyolardan bu haberleri dinleyen vatandaşlarımızı heyecan ile karışık korkular sarmıştı. Merakla dilden dile dolaşan bölük pörçük bilgiler ışığında vatandaşlar öğrenebildikleri bilgileri bir birlerine aktararak heyecanı bastırmaya çalışıyordu. Ta ki gün ışıdığında gerek karayolu ile gelen kişilerden gerekse ertesi gün yayına başlayan TV yayınlarından yakın bölgedeki acı gerçeği tüm çıplaklığı ile görmeye başladı. Müthiş bir şekilde yardım etme arzusu, yakınlarının akıbetini merak edenler, gönüllü çalışacak olanlar ile Afet günlerini bir çıkar meselesi görerek bölgeye hırsızlık amacı gidenler yolara düştüler. Bizlerde bölgemizden inşaat işleriyle uğraşanların çoğunlukta olduğu ekipler kurarak bölgeye akın ettik. Gördüğümüz manzara çok acı idi. Gölcük kenti harabeye dönmüş kentin üzerini koyu gri bir toz bulutu kaplamıştı. Sanki ölümün soğuk eli bu kentte geziyordu... ”Allahım sen yardım et!” “Aman Yarabbi!” sözcükleri bir anda ağzımızdan dökülü verdi. Ulaşabileceğimiz bir yetkili, bir makama ulaşabilmemiz söz konusu değildi. Gördüğümüz her kurtarma çalışmasına yorgunluktan ve uykusuzluktan bitap düşene kadar yardım ile devam ettik. Acılar feryatlar, hıçkırıklar. Bazen acı ve feryatların yer almadığı donuk ifadesiz suratlar. Ne söyleyebilirdik ki? Başınız sağolsun mu? Böyle bir anda o kelimeleri bile söylemek o kadar zor ki…Günler günleri kovaladı arama kurtarma çalışmaları seyrekleşmeye enkaz kaldırma ve iyileştirme çalışmaları ivme kazandı. Cumhurbaşkanımız Süleyman DEMİRELve dönemin Başbakanı rahmetli Bülent Ecevit bile bölgeden haber alamadığını afetin üzerinden 3 gün geçmesine rağmen itiraf etti. Yani iletişim alt yapımız yeterli ve afet zamanı ulaşacak alt yapıya sahip değildi. Sadece bölgede TRACK üyesi olan bir vatandaşımızın yakın bölgesinden verdiği haberler doğrultusunda ihtiyaçlar bölük pörçük belirlenebilmişti… |