911 ARAMA KURTARMA DERNEĞİ

911 SEARCH AND RESCUE ASSOCIATION

 
 

 

"ATAM İZİNDEYİZ!"

"EMANETLERİNİN BEKÇİLERİYİZ!"

İstanbul Üniversitesi Jeofizik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu Derneğimizin Onursal Üyesidir.
Ana Menu
Ana Sayfa
Hakkımızda
Vizyonumuz
Misyonumuz
Bize Ulaşın
Arama
İhtiyaç Listesi
Dernek Tüzüğü
Bağış Yapanlar
Son Depremler
Haberler
Forum
Eğitimlerimiz
Hava Durumu
Operasyon ve Faaliyetlerimiz
Protokoller
BAĞIŞLARINIZ İÇİN BANKA HESAP NUMARALARI
HAFTANIN YAZISI! (GÜNCEL)
YARARLI LİNKLER!
Tanıtım Filmlerimiz
Fotoğraf Albümü
Plaketlerimiz
Basında Biz
Eğitim
Deprem
İlk Yardım
Animasyonlar
KİMYASAL YARALANMALARDA İLK YARDIM
Üye Girişi





Parolamı unuttum?
Hesabınız yok mu? Bir tane oluştur

 911 Arama Kurtarma Derneği

Türkiye Dağcılık Federasyonu'na üye bir dernektir.

17 AĞUSTOS ''MARMARA DEPREMİ'' NİN 10.YIL ANMA GÜNÜ! UNUTMADIK! UNUTMAYACAĞIZ! UNUTTURMAYACAĞIZ!
 

     UNUTTURMAYACAĞIZ...!

     17 AĞUSTOS MARMARA DEPREMİNDE ÖLEN VATANDAŞLARIMIZA ALLAH' TAN RAHMET DİLİYORUZ, RUHLARI ŞAD OLSUN!

                                              17 AĞUSTOS 2009

       Yazımın başlangıcındaki tarihe  baktığınızda, sizlere muhakkak tanıdık gelecektir. Belki de hemen şöyle bir yorumda yapmış olabilirsiniz. Tarih doğru ama seneyi yanlış yazmışlar. Aslına bakarsanız tarihte doğru seneside… 

     Neden böyle bir başlık.?

     17 Ağustos 1999  tarihinde ''İzmit Körfezi Depremi, Gölcük Depremi ya da Büyük Marmara Depremi'' olarak anılan,  yaşandığı tarihte yaklaşık olarak 17.500 vatandaşımızın hayatını yitirdiği,  yine yaklaşık olarak 23.500 vatandaşımızın  agır ya da hafif yaralandığı, 285.215 konutun- 42.902  iş yerinin yıkılması ile birlikte hayatını kaybeden vatandaşlarımız hariç;  yaklaşık olarak 600.000 bin vatandaşımız evsiz kalmıştır. İzmit, Ankara, İzmir gibi  bölgeleri etkilemiş,  ağır sanayimizinde  yer aldığı  bölge afet sonucunda 16 milyon vatandaşımızın çeşitli şekillerde  etkilenmesine yol açmıştır.

 

     Bu nedenlerden dolayı  gerek büyüklük, gerek etkilediği alanın genişliği, gerekse neden olduğu maddi kayıpların büyüklüğü   açısından son yüzyılın en büyük depremlerinden birisi olma özelliğini taşımaktadır.

     Kısaca hatırlatma bazında ele aldığımız bu bilgiler ışığında ülkemizin büyük bir kısmının 1.derecede deprem bölgesine yer almasına rağmen kentsel planlamalar yapılırken bu özellikler de göz önüne alınarak planlamalar yapılmamıştır..?

     Neden bu kadar can kaybı neden bu kadar  maddi kayıp…?

    17 Ağustos afetini  çok yakından hisseden  bölgemizde vatandaşlarımız gecenin ilerleyen saatlerinde  çeşitli iletişim araçlarından  bilgi edinmeye çalışmış İstanbul  kaynaklı bir radyonun gerek heyecanla gerekse artçı şoklarının da etkisi ile heyacanlı yorumlar yapmaktaydı. Evlerinin önünde ya da  boş meydanlarda araçlarındaki radyolardan bu haberleri dinleyen vatandaşlarımızı heyecan ile karışık korkular sarmıştı. Merakla  dilden dile  dolaşan bölük pörçük bilgiler ışığında vatandaşlar  öğrenebildikleri bilgileri bir birlerine aktararak heyecanı bastırmaya çalışıyordu. Ta ki gün ışıdığında gerek karayolu ile gelen kişilerden gerekse ertesi gün yayına başlayan TV yayınlarından yakın bölgedeki acı gerçeği tüm çıplaklığı ile görmeye başladı. Müthiş bir şekilde yardım etme arzusu, yakınlarının akıbetini merak edenler, gönüllü çalışacak olanlar ile  Afet günlerini  bir çıkar meselesi görerek bölgeye hırsızlık amacı gidenler yolara düştüler. Bizlerde bölgemizden inşaat işleriyle uğraşanların çoğunlukta olduğu  ekipler kurarak bölgeye akın ettik. Gördüğümüz manzara  çok acı idi. Gölcük kenti harabeye dönmüş kentin üzerini  koyu gri bir toz bulutu kaplamıştı. Sanki ölümün soğuk eli bu kentte geziyordu...

     ”Allahım sen yardım et!”

     “Aman Yarabbi!” sözcükleri bir anda  ağzımızdan dökülü verdi.

     Ulaşabileceğimiz bir yetkili, bir makama ulaşabilmemiz söz konusu değildi. Gördüğümüz her kurtarma çalışmasına yorgunluktan ve uykusuzluktan bitap düşene kadar  yardım ile  devam ettik. Acılar feryatlar, hıçkırıklar. Bazen acı ve feryatların  yer almadığı donuk  ifadesiz suratlar. Ne söyleyebilirdik ki? Başınız sağolsun mu? Böyle bir anda o kelimeleri bile söylemek o kadar zor ki…Günler günleri kovaladı  arama kurtarma çalışmaları seyrekleşmeye enkaz kaldırma ve iyileştirme çalışmaları ivme kazandı.

     Cumhurbaşkanımız Süleyman DEMİRELve  dönemin Başbakanı rahmetli Bülent Ecevit  bile bölgeden haber alamadığını afetin üzerinden 3 gün geçmesine rağmen  itiraf etti. Yani iletişim alt yapımız yeterli ve  afet zamanı  ulaşacak  alt yapıya sahip değildi. Sadece bölgede TRACK üyesi olan bir vatandaşımızın yakın bölgesinden verdiği haberler doğrultusunda ihtiyaçlar bölük pörçük belirlenebilmişti…

     Bandırma ve yakın çevredeki ilçelerde vatandaş devlet iş birliği ile yardım kampanyaları düzenlenmiş  paketlenmiş ve istiflenmiş olarak Afet bölgelerine gönderilmişti. Gereğinden fazla gönderilen bir çok yardım malzemesi  ya ziyan oldu ya da  sağlıklı ve etkin bir şekilde  ihtiyaç sahiplerine ulaştırılamadı.

      Zaman zaman devlet yetkililerinin verdiği bilgiler biraz olsa bilgi kirliliğinin önüne geçse de ulusal TV lerin verdiği bilgiler görüntüler  ulusumuzun tümünde derin üzüntüler yarattı.

      Bizler de  inşaat sektöründen gelen, inşaatçı bilgilerimiz ile kurtarma çalışmalarında elimizden geldiğince faaliyetler yaparak bu felaketin atlatılmasında karınca kadar da olsa bile  hayatımızda hiç tanımadığımız insanlara  karşılıksız yardım edebilmenin haklı gururunu içten  ama sevinemeden yaşıyorduk.  Bu faaliyetleri icra ederken enkaz altındaki vatandaşlarımıza ya da yaralı olan pansuman gerektiren olaylara karşı ilk yardım bilgilerimizin yeterli olmadığını fark etmemiz çok geçmeden kendini hissettirdi. Afet bölgesinde gerek yerli ekiplerin gerekse yabancı ekiplerin organize ve donanımlı çalışmalar yapmaları “Neden bizde böyle bir  ekip olmasın?” sorusunu gündeme getirdi. 1999  yılının ekim ayında kuruluş çalışmalarına  hız verdiğimiz o zamanlardaki adı “Bandırma ilk yardım Merkezi Arama Kurtarma Derneği”ni kurarak çeşitli sivil toplum örgütleri, Sivil savunma Müdürlüğü vb bir çok kuruluş ile irtibata geçerek ‘’Neler yapabilirizi’ konuştuk. Yerel yönetimlerden gerek Kaymakamlık Makamı gerekse Belediye Başkanlıkları  ile yaptığımız görüşmeler, hep aferim’ lerle , bravo’ larla ile ya da yapılan bir etkinlik bir tatbikat ya da  operasyon sonucunda gönderilen takdirnameler  ile sonuçlandı. Bir avuç olarak yola çıktığımız  faaliyet alanımız ile ilgili çalışmalarız hız kesmeden yoluna devam ederken, zaman içerisinde aldığımız eğitimler, seminerler ve tatbikatlar sonrasında Düzce, Bursa, Balıkesir, Bilecik ..vs. illerinde ilçelerinde genel merkezi Bandırma’ da olan “911 Arama Kurtarma Derneği “ ismini alarak,  ülke genelindeki 1999  yılından itibaren meydana gelen tüm büyük afetlere katılma başarısını göstermiş, kayıp şahıs aramaları, orman yangınlarında orman Bölge Müdürlüklerimiz ile etkin çalışmalar yaparak, gerekse lokal afetler ( yangın, su altı boğulma vakaları, giruzu patlamaları  vb)  olaylarda da devletimizin birimleri ile ortak çalışmalar yaparak hayatımızın 10 yılını bilgi ve becerilerimizi devletimizin ve milletimizin emrine hiçbir karşılık beklemeden sunduk. Zaman içerisinde derneğimizin isminin ülke genelinde tanınması  her türlü felaketlere  davet edilmemizi  icap ettirdi. Gelen her telefon ya da fax  sonucunda  etkinlikler ile ilgili alanlarda faaliyetlerimizi gerçekleştirilerek merkezimize  geri dönüldü.. Aradan geçen bunca sene sonrasında ise gerek yazılı gerekse görsel basın organlarında önlemler alınması gerektiğini her fırsatta dile getirdik. Bir çok vatandaşımıza, öğrencilerimize ( 10 sene içerisinde yaklaşık olarak 750 bin öğrenci ve  vatandaşımıza) ücretsiz eğitimler vererek  bir afet anında aynı dili konuşabilmemiz için eğitimler verdik.

     Zaman geçtikçe   eğitim almak isteyen  unutulan afet gerçeği bir gün yine  bizlere acı  yüzünü göstereceğinin de unutulmaması gerektiğinin altını çizdik.

      Zaman zaman başı şıkışan vatandaşlarımızın  Devletimizden  bu alanda etkin çalışmalar beklemeleri, bunca zaman geçmiş olmasına rağmen hala yeterli seviyede ulaşmamıştır.

       Bunca sayısız  faaliyeti  gerçekleştirirken gerek üye aidatları, gerek bağışlar, gerekse sponsorların küçük de olsa katkıları ile  gerçekleştirdiğimizi ve yine bu güne kadar gerek bağış gerekse üye aidatlarını derneğimiz web sayfasında da ( www.911sar.org ) “bağışlar” kısmında yayınlayarak rakam olarak küçükte olsa bizler için çok değerli ve anlamlı olan bölümde yayınladık.Bu güne kadar yapılan tüm bağış  ve aidatlar o bölümde yayınlanmaktadır. Gelirlerimizin bu kadar az olmasına rağmen  halkımızın bize olan güvenini boşa çıkartmamak uğruna  çalışmalarımıza devam ettik.  

     Geçen 10 sene içerisinde  Neler yapılabilirdi?

      Yaptığımız araştırmalar,  başvurduğumuz yerler ( sivil kuruluşlar, vatandaşlar ) genelde  “Kaymakamlık ya da Belediye Başkanlığı yardım etmiyor mu?” şeklinde yorum yapıyordu….’’Kaynak ayırmıyorlar mı?’’  bu ve buna benzer sorular o kadar sıklıkla  karşımıza  çıkıyordu ki aynı tip sorulara aynı cevapları vermek bile kendimizi bozuk plak gibi hissetmemize  yol açıyordu. Yerel ve ulusal  basınımızdan bile  bu sorular gelmişti. Bizde ‘’Siz basınsınız neden onlara sormuyorsunuz?’’ cevabını veriyorduk. Kimi yetkililer ‘’Ödenek yok.’’ kimisi ise ‘’Daha sonra, ileride… İnşallah…’’ diyerek savuşturduğu da sıkça başımıza gelen durumlardan biridir.‘’Ödenek yok!’’  cümlesi ya da benzer cevaplar bizleri tatmin etmediği için araştırmalarımız  daha da sıklaştırarak  aslında bir kenti olası bir felakete kimlerin hazırlaması gerektiğini  görmüştük .. Bu konu  yasa ile  açık açık  belirtilmişti.Yasayı incelediğimizde Belediye Başkanlığını, Kaymakamlık makamını tahmin ediyorduk da, İl Genel Meclisi üyelerinin de bu alanda sorumlu ve görevli olduğunu  öğrenmemiz bizleri  açıkçası şok etmişti. Kanun maddelerini okuduğumuzda  seçerek İl Genel Meclisi’ ne gönderdiğimiz kişilerin görevlerinin  sadece köylere yol, su, vb faaliyetler götürmek olmadığını, afetlere karşı da  çalışmalar yapmaları gerektiğini kaynak ayırttırmaları gerçeğini gördük.

       ‘’Bu güne kadar bu yapılabilmiş mi?’’…''Hayır!''

        Bir hikaye tarzında, bir sohbet tarzında dile getirdiğim bu satırlar arasına ilgili kanun maddelerini de ekleyerek biraz olsun atanan ya da seçilen kişilerin görevlerinin bu alanda  neler olduğunu sizlere aktarmayı görev addediyoruz. Atanan kişilere soramıyorsak, irdelemekten çekiniyorsak o zaman vatandaş olarak onlara soralım… ‘’Bölgemiz için bu alanda ne gibi çalışmalarınız var?’’ Verilen vaadlere göre oy verdiğimiz kişilere bu soruları ve neticelerini bıkmadan dile getirirsek belki bölgemize  ülke genelinde bu alanlarda yeterli kaynaklar ayrılmaya başlanacaktır.  Bu konu ile  ilgili kanun maddelerine hepbirlikte  bir  göz atalım.. 

       BÜYÜK AFET ZAMANINDAN BERİ DEĞİŞMEYEN İLDE AFET İLE  İLGİLİ KANUNLAR;

 n      Belediye Kanunu (5393) Madde 53Belediye; yangın, sanayi kazaları, deprem ve diğer doğal afetlerden korunmak veya bunların zararlarını azaltmak amacıyla beldenin özelliklerini de dikkate alarak gerekli afet ve acil durum planları yapar, ekip ve donanımı hazırlar.Acil durum planlarının hazırlanmasında varsa il ölçeğindeki diğer acil durum planlarıyla da koordinasyon sağlanır. Ve ilgili bakanlık, kamu kuruluşları, meslek teşekkülleriyle üniversitelerin ve diğer mahalli idarelerin görüşleri alınır.  

n      Belediye Kanunu (5393) Madde 53Planlar doğrultusunda halkın eğitimi için gerekli önlemler alınarak ikinci fıkrada sayılan idareler, kurumlar ve örgütlerle ortak programlar yapılabilir.Belediye, belediye sınırları dışında yangın ve doğal afetler meydana gelmesi durumunda, bu bölgelere gerekli yardım ve destek sağlayabilir.  

n      Büyükşehir Belediye Kanunu (5216) Madde 7 (Büyükşehir Belediyesinin yetki ve sorumlulukları)u) İl düzeyinde yapılan planlara uygun olarak, doğal afetlerle ilgili planlamaları ve diğer hazırlıkları büyükşehir ölçeğinde yapmak; gerektiğinde diğer afet bölgelerine araç, gereç ve malzeme desteği vermek; itfaiye ve acil yardım hizmetlerini yürütmek; patlayıcı ve yanıcı madde üretim ve depolama yerlerini tespit etmek, konut, işyeri, eğlence yeri, fabrika ve sanayi kuruluşları ile kamu kuruluşlarını yangına ve diğer afetlere karşı alınacak önlemler yönünden denetlemek, bu konuda mevzuatın gerektirdiği izin ve ruhsatları vermek.

z) Afet riski taşıyan veya can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturan binaları insandan tahliye etmek ve yıkmak

n      İl Özel İdaresi Kanunu (5302) Madde 6İl özel idaresi mahalli müşterek nitelikte olmak şartıyla;b) İmar, yol, su, kanalizasyon, katı atık, çevre, acil yardım ve kurtarma, kültür, turizm, gençlik ve spor; orman köylerinin desteklenmesi, ağaçlandırma, park ve bahçe tesisine ilişkin hizmetleri belediye sınırları dışında,Yapmakla görevli ve yetkilidir.  

n      İL ÖZEL İDARESİ KANUNU  (5302) Madde 69İl özel idaresi, yangın, sanayi kazaları, deprem ve diğer doğal afetlerden korunmak veya bunların zararlarını azaltmak amacıyla ilin özelliklerini de dikkate alarak gerekli afet ve acil durum planlarını yapar, ekip ve donanımı hazırlar.Acil durum planlarının hazırlanmasında varsa il ölçeğindeki diğer acil durum planlarıyla koordinasyon sağlanır ve ilgili bakanlık, kamu kuruluşları, meslek teşekkülleriyle üniversitelerin ve diğer mahalli idarelerin görüşleri alınır.   

n      İl Özel İdaresi Kanunu (5302) Madde 69Planlar doğrultusunda halkın eğitimi için gerekli önlemler alınarak ikinci fıkrada sayılan idareler, kurumlar ve örgütlerle ortak programlar yapılabilirİl özel idaresi, il dışında yangın ve doğal afetler meydana gelmesi durumunda, bu bölgelere gerekli yardım ve destek sağlayabilir.  

Gönüllülerle ilgili Mevzuat

 n      Özel İdare ve Belediye Hizmetlerine Gönüllü Katılımla İlgili Yönetmelik 09 Ekim 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir  

Gönüllülükn     

Teşvik edilmelin     

 Yönlendirilmelin     

Desteklenmelin      eğitilmeli  ve bunun gerekli olduğuna önce idareciler inanmalıdır. 

     ( İnanmıyorsa  ne olacak.?)      

     Görüldüğü üzere bu alanlarda önlem alması gereken makamlar İllerde Valilik, İlçelerde Kaymakamlık ve Belediye Başkanlığı.     

     Not: Özel İdare  Başkanlığını,  İlde Valilikler,  İlçelerde Kaymakamlıklar   Başkanlığında faaliyet gösterir üyelerini ise ‘’İL GENEL MECLİSİ ÜYELERİ’’ oluşturur …Yani bizlerin seçerek yolladıkları kişiler faaliyet gösterirler.

     Kanunun izin verdiği alanlara  kaynak ayırırlar. Bu güne kadar bu kaynağın ayrılması için hanğisi bir  çaba  göstermiştir. Yada vatandaş olarak seçmeden önce  bu konuları o seçtiğimiz kişilere soruyor muyuz?

      Sormuyor irdelemiyorsak  Afetler alanında hazırlık yapılmasını istemiyor ya da ihtiyaç duymuyoruz demektir.

     Yukarıda  sergileğim kanun maddeleri ile  kaynak ayrılamıyor ise söz konusu kanun maddeleri yeterli gelmiyor ise Yüce Meclisimiz yeni kanunlar hazırlanmalı bu alandaki eksik kalmış keyfi uygulanabilir kanunları  keyfi uygulanabilir  kanunlar olmaktan olmaktan çıkartmalıdırlar.

      Bu kanun maddelerinde de anlaşılacağı üzere aslında bu 10 sene içerisinde bulunduğumuz kentte yada kentlerde bir çok çalışmalar yapılabilinir biz  ve bizim gibi bir çok uzman kişiden  bilgi ve tecrübelerinden faydalanılarak çok önemli adımlar atmış olurduk.

    Kanun maddelerini değiştirecek mercii  güzel ülkemin “Türkiye  Büyük Millet Meclisi” olduğu için buradan meclis başkanımıza ve  parlementoya üye  tüm millet vekillerimize  sesleniyorum…’’Lütfen artık Afetler ile  ilgili kanunları gözden geçirin.Bu kanunlar ilgili iyileştirme ve düzenlemeleri yapmadığınız sürece güzel ülkemiz çeşitli Afetler ortaya çıktığında  yeterli hazırlığı asla sahip olamayacaktır. Çeşitli lokal  afetler zamanında yapılan  çalışmalar bu konularda asla  yeterli olmayacaktır.’'

       DEPREME   KARŞI  ALINACAK  EN ETKİN YOL DEPREME DAYANIKLI  BİNALAR YAPMAKTAN GEÇER.

      Bu güne kadar  yapılan binalar üzerinde şöyle bir göz gezdirecek olursak kesinlikle  çok farklı yapıların yer aldığı bir cehre ile karşılaşırız. Bunların içerisine tarihi eserleri de göz önüne alırsak bulunduğumuz yada yaşadığımız kentte  en önce yapılan bina  ile en son yapılan bina arasında yapılış yılı bakımından çok fark vardır. ‘’Peki bu binaların hangisi sağlam? Hangisi denetlenmiş? Ya da hangisi bakım ve onarım projelerine tabi tutulmuş.’’     ‘’1-3-5   kaç tanesi ? 10 bile  diyemeyiz.’’

      Binalara destek projeleri yaptırmak hayli maliyetli olduğundan bir çok vatandaşımız bu gerçekle iç içe yaşamak da dır.bir çoğu da ilgilenmemektedir.Büyük Afetten önce güçlendirme  projeleri yapılan bir çok binanın da Afet zamanında yıkıldığı gerçeğini unutmamalıyız. Var olan binalarımızın depreme dayanıklı binalar ile yer değiştirmesi ya  bir müteahit firmanın oraya  kat karşılığı   yeni bina yapması ile ya da  arsa  sahibinin kendi imkanları ile yapması  ile gerçekleşecek bir olaydır.  Birden bire  şehirde  var olan binaları yıkıp yerine yenisini de yapmayı hiçbir devlet bütçesinin karşılamayacağı da bir gerçektir.

      O halde ne olacak?..

     Tahmini olarak depreme karşı dayanıklı binaların eski binalar ile yer değiştirmesi oturma süresini ve yıpranma olayını da göz önüne alırsak  75 ila 100  yıl sürecek  bir  değişimden, süreçten bahsediyoruz. O halde ne mevcut imkanlar ile ne yapabiliriz bunları konuşmak, ona göre önlemler almamız gerekiyor. İllerde il kriz, İlçelerde  İlçe kriz merkezlerini  faaliyete geçirerek afet yada lokal bir olayı tek bir elden yönetebileceğimiz  bir oluşum içerisine girerek, alt yapısı hazır  afetlerden etkilenmeyecek operasyon merkezlerini faaliyete geçirmeli  bir afet anında kullanılacak araç ve gereci depolamalı  Valilik, Kaymakamlık ve Belediye Başkanlıkları ile koordineleri sağlayıp eğitimler vererek haklımızı bilinçlendirmeliyiz. 

     2002 SENESİ NE KADAR UYGULANAN MİMARİ UYGULAMALAR VE İLGİLİ KANUNLAR  NEDEN  2002 SENESİNDEN SONRA  HIZLA DEĞİŞTİ?

      Bu sorunun cevabını ilgili kişilere sorduk… “Birinci derecede deprem bölgesi olan ülkemizde  binalar neden depreme karşı dayanıklı yapılmıyor?’’

     Aldığımız cevap bizi biraz olsun tatmin etmekle  beraber  üzüntüyü de beraberinde getirdi. İnşaat alanında  bu güne uygulanan  bir  çok  kanunun Almanlardan alındığı ve ona göre düzenleme yapıldığı idi.. Peki 2002 senesinden  sonra  neden Japonlar örnek alınmıştı?

     Ya da daha  önce neden Japonların bu konudaki görüşlerine başvurulmamıştı.Dünyamızın var oluşundan bu güne kadar  meydana gelen hareket eden kıta kaymaları, tek bir kara  parçası halindeyken ( Pandea)  zaman içerisinde  çeşitli yönlere doğru hareket ederek  bu günkü ana kara  parçalarının  meydana gelmesine yol açmış halende  bu hareketlilik devam etmektedir. Ana kara  parçalarının arasında  sınır bölgesi oluşturan fay hatları  zaman zaman biriken enerjisini  ortaya çıkartarak çeşitli  yıkımlara  arazi yapısının değişimine neden olmakta.

     Bu FAY hatları günümüz bilim adamları tarafından bilinmekte şehir ve kentlerin bu faylar üzerinde kurulmaması gerçeğinin altını çizmektedirler. (Erzincan ve Çanakkale ilinin Yenice İlçesi bu Fay üzerine kurulmaması gereken kentlerimizden birileridir. Zamanında kurulan bu kentler  meydana gelen depremler sonucunda yıkılmış, Yenice ilçesi yeni yerinde  Fay hattından çok uzakta olmasada  yeniden kurulmuştur.)

     Japonların ise bulunduğu adalar  ülkesi Volkanik depremlerin yoğunlukta yaşandığı bir bölge olmakla  beraber orada yaşayan insanlar depremler ile  birlikte yaşamasını öğrenmişler  yapı  planlarını yaparken 9.5 şiddetindeki  depremlere  dayanıklı olacak şekilde  binalarını inşa etmişlerdir. Almanlara gelince  dünyanın  hareketliliğinden kıtaların yer değiştirmesinden bu değişimler meydana gelirken de  kıta sınırlarında  biriken enerjilerini açığa  çıkarttıkların bahsetmiştim. Avrupa  kıtası  dünyanın en hareketsiz  bölgesi olmakla beraber bu güne kadar  yıkıcı depremler meydana gelmemiştir. Özellikle Almanya’ nın, İngiltere’ nin, Fransa’ nın olduğu bölgeler hemen hemen hiç deprem üretmezler. Depremlerin çok sık yaşanmadığı bir ülkede  yapı ile ilgili kanunlarda  3-5 şiddetindeki depremlere  göre hazırlanmış aynı kanunlar çiçeği burnunda Türkiye  Cumhuriyetine   bir anlamda  adapte edilmiştir.

     Birinci ve ikinci dünya  savaşlarına  giren bir çok alanda  bilim adamı yetiştiren Almanların Türkiye’ nin birinci derece de  deprem bölgesi olduğunun farkına  varmamalarının  imkanı olmadığı görüşünü de belirtmekte fayda var.  Almanlardan alınan  3-5  şiddetindeki  depremlere karşı koruyacak yapılar ile ilgili kanunları 9.5 şiddetindeki  Japon kanunlarına göre adapte edilip   2000 senesinde değil de  1950’ ler de  ya da 60’ lar da değişikliğe uğratılması sanırım Gölcük afetinin sonuçlarını çok farklı bir şekilde değiştirecekti.

      Eski kanunlara  göre yapılan binalar  afet zamanında bir çok kişinin de  hayatına mal olarak  eski fotoğraflarda ki yerlerini  alarak acı bir hüzünle birlikte beraberinde götürdüler.

     “MÜTEAHHİTLER   YÜZÜNDEN BU KADAR YIKIM OLDU?

      Bir çok vatandaşımız meydana gelen  depremler yüzünden yıkılan binalarda günah keçisi olarak Müteahitleri sorumlu tuttu..

     “Hırsız Müteaahiit  malzemeden çalmış…”

     Bu konuyu da biraz  açalım  istedim…Açalım ki  farklı bir açıdan bakalım..

       YENİ BİNA  NASIL İNŞA EDİLİR.?

      Bir arsa ya da  eski bir  binanın yerine  yeni bir bina yapılacak olur ise ilk önce oranın imar planlamasına  göre olan durumu incelenir ilgili mühendisler ( İnşaat Mühendisleri)…Belediyelerin belirlediği bu imar planlarına göre binanın projesini çizer, çizilen bu plan Belediyelerin İmar İşleri Müdürlüğünde incelenir,  usulüne uygun olarak yapılmış ise  onay  verilir,  ilgili mal sahibi ya da  Müteahhit de bu plana göre inşaata başlar.Binalar  temelden çatıya  kadar ilgili Belediyenin ilgili birimlerince binanın inşasının bitimine kadar kontrol eder hatalı inşaa var  ise yıktırıp yeniden yaptırırlar.

      Diyelim ki  eksik demir kullanılmış donatılar iyi yapılmamış, inşaata kullanılacak olan beton iyi değil.. yap denetlemeni doğru şekilde yapılmıyor inşa edilmiyorsa  YIK…Binalar yapılırken  yeteri kadar denetlemiyor ya da  bir dahaki seçimde oy kaybederim diyerek ellemiyor  göz yumuluyorsa  iyi niyeti kötü amaçla kullanacak olan kişilerde muhakkak olacaktır. Belediye olarak bu konulara yumulan gözler bazı kentlerde özellikle gece kondu şeklinde  Plansız, karmaşık şekilde  ortaya çıkan semtlerin ortaya çıkmasına neden olmuş daha sonraki seçimlerde ise bu ve buna  benzer semtler AFFA uğrayarak (YIKILMAMIŞ) iskan verilmiştir.

     Bandırma da bu tip semt yada  mahalle var mıdır.?  Diyelim ki var afet zamanı  yıkılırsa  kim suçlu???  Afet öncesi var olduğu biliniyor yıkılmıyor ise kim suçlu..?

      Ben buldum…..Müteahhit… 

     Bina ya da daire alırken bir çok vatandaşımız o binaların boyasına  yer döşemesine mutfaklarına  bakarak birazda ekonomik olsun diyerek   satın almaktadırlar.

     Böyle yapacaklarına  satın alacakları  bina yada  dairenin bir planının olup olmadığını Belediye İmar ve fen işleri Müdürlüğüne sorsalar  o bina  hakkında  gerçekçi bilgilere  ulaşabilirler. Kaç kişi daire satın alırken  o binanın durumunu Belediye’ye  giderek bilgi sahibi oluyor?

     Geçmişte 3 katlı olarak projelendirilmiş daha sonra  kaçak olarak 5 kata  çıkmış bir yolunu bulunmuş affa uğramış bir çok kaçak yapı mevcut iken   vatandaşlarımız  binaların makyajına bakarak  satın alım ı yapmaktadırlar. Sen vatandaş olarak satın alacağın yer ile ilgili bilgileri  Belediye’ den değil de satacak kişiden alırsan, aslında bir çok sıkıntıyı da beraberinde satın almış olursun. Bunlara dikkat ediyor muyuz? cevabını bilen var mı?

      Kötü ve ucuz  yapılan malzemeleri  yada binaları satın almaya  devam ettiğimiz sürece o tipte  çürük  uzun vadeli  olmayan malzemeleri de üremeye devam edecek kişilerin olacağını unutmayalım...

      2002 senesinden sonra yapılan bir çok bina  olası felaketlere dayanıklı olacak şekilde inşa edilmeye başlanmıştır.( Kaçak olarak yapılan binaları kastetmiyorum!)

      2002 senesinden itibaren  afetlere karşı dayanıklı olacak şekilde inşa edilen binaların ülkemizin tümünde eskileriyle  yer değiştirmesi sizce kaç yıl sürer?

      Bu sorunun cevabını kendinize verebildiğinizde güvenli olarak oturacağımız binaların  tüm ülkemizde  var olacağı tahmini yılı bulmuş olursunuz… 

     Demek ki buradan şu sonucu çıkartmak mümkün. 75 ila 100 yıl daha  eski binaların yenileri ile yer değiştirmesini beklemek durumundayız. Devletimizin de bütün tehlike arz edecek binaları yenileri ile  yer değiştirecek bütçesi olmadığına  göre..? Yaklaşık 75 yıl kadar sene o binalar ile birlikte yaşamaya devam edeceğiz. 

     Daha öncede belirttiğimiz gibi ya bir binada oturan bina sakinleri ortaklaşa binalarını yetkili kurumlara inceletecek, gerek duyuluyor ise sağlamlaştırma projeleri yaptıracaklar yada  bir müteahhite verecekler ,yada ne zaman  olacagı büyüklüğü belli belli olmayan bir  depremi  “ Allah Korur!” diyerek  o binalarda yaşayarak geçirecekler.

      Not:Cenabı Allah insanları korumak için akıl denen bir  yetenekle, düşünebilen, uygulayabilen bir canlı olarak meydana getirmişken, daha  nasıl korusun seni değil mi ama.?

      Yukarıda bahsettiğimiz  75 ila  100  yıl içerisinde gerçekleşecek olan  sağlam binaların hayatımızdaki yerini alması süresinde  yapılacak bir çok iş alınacak bir çok eğitim, hazırlanacak bir çok önlem de var tabiî  ki..

      Nedir bunlar ?... Sıralayacak olursak  önce bir afet öncesine neler yapmamız gerektiğini öğreneceğiz, bir afet anında neler yapmamızı öğreneceğiz daha sonrada afet olduğu zaman  ve yaşandık dan sonra neler yapmamız gerektiğini öğrenerek  işe başlayacağız. Eğitimler alarak olası afet zamanlarında yaşanan   Organizasyon bozukluklarını ortadan kaldıracak, karmaşıklığın önüne geçeceğiz. Yine  çeşitli hazırlıklar yaparak İl ve İlçelerdeki Afet Kriz Merkezlerini bir an önce donatacak kaynakları ayıracak  araç gereç ve malzemeleri  depolayacak, kentimiz ile ilgili bilgi ve veri bankası oluşturacak alternatif planlamalar uygulayarak Japonya’ da olduğu gibi tüm kentin katılımın sağlandığı geleneksel afet tatbikatları yaparak bilgi ve becerilemizi geliştirecek eksikliklerimizi gidermeye çalışacağız. Her zorluğu eğitimler sayesinde aşabileceğimizi unutmayalım.Eğitimlerimizi alalım, hiç afet olmayacakmış gibi hayatımıza devam edelim bu gün olacakmış gibi hazırlıklı olalım...

      Yukarıda  kısaca dile getirdiğimiz sorunlar öğretiler  Afetlere hazırlık konusunda neler yapılabilir az da olsa  bir yön haritası içermektedir. Bizler  bu hazırlıkların  yasalar ile desteklenerek gerekirse  bu konulardaki yasalarda    değişiklik yaparak yerel yönetimlere  gerek kaynak ayırmaları (Valilik, Kaymakamlık, Belediye)   konusunda yaptırım uygulattırarak bu alanda  yaptıkları hazırlıkları ve çalışmaları denetleyerek  düzenleme  yapmaları  yine  bu alanda görevli olanların yasalarımızda açık açık belirlenmiş olmalarına rağmen  neler yapmadıklarını  neden yapmadıklarını  olası bir afet  zamanında  ‘’Müteahhit mi suçlu yoksa  kanun  ile belirlenmiş  seçilmiş ya da  atanmış  afet hazırlıklarını yapmayan  yetkili kişiler mi  suçlu?’’ sorusunun cevabını bizlere muhakkak verecektir. 

    Yukarıda saydığımız yada sayamadığım bir çok konuda hazırlıklar yapılacağına artık bir inancımız kalmasa da  bizler elimizden geldiğince halkımızı bu alanlarda aydınlatmaya devam edeceğiz. Sizlerde vatandaşlar  olarak, ilgili ve görevli kişilere bu alanlarda neler yapıldığını sormaktan çekinmeyin… Sormadıkça, ilgilenilmeyeceğini  hazırlık yapılmayacağı unutmayın.

      Not:Afet vb. konularda çalışmalar yapmak isteyen vatandaşlarımız derneğimizin www.911sar.org adresinden bizlere ulaşabilirler...

      Sohbet tarzında dile  getirdiğim bu satırlarda karşılıksız olarak yüce devletimizin ve Milletimizin   hizmetine hiçbir karşılık beklemeden  sunduğumuz  17 Ağustos 2009 senesi ile  17 Agustos 1999  senesi arasındaki  10 yıl  içerisinde bir nokta kadar da   faydamız oldu ise  bu fayda bize  güvenen, inanan, destekleyen   kişiler  sayesinde olmuştur. Onlara da sonsuz  saygı ve sevgilerimi sunar büyük Afet zamanında hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Yüce Allahtan Rahmet,yakınlarına bir kez daha baş sağlığı  dilerim..

       Aradan geçen 10 sene içerisinde ''Afet Hazırlık Planları'' nı faaliyete geçirmeyen, kaynak ayırmayan tüm atanmış ve seçilmişlerimizi  de  bu alanda çalışmalar yapması için göreve davet ediyoruz…  

      Saygılarımı sunuyorum.. 

     911 Arama Kurtarma Derneği Adına Genel Başkan Mustafa GÜRSOY

 

 

     NOT: Bu konuşma metni Sayın Genel Başkanımızın İstanbul Bakırköy İlçesi ''17 Ağustos Marmara Depremini Anma Törenleri'' ndeki konuşmasının da metnidir...!
 
< Önceki   Sonraki >
 Sample Image

 Sivil Savunma Gen. Müd.

 

 Sample Image

 Türkiye Dağcılık Federasyonu

Advertisement