 | UNUTTURMAYACAĞIZ...! 17 AĞUSTOS MARMARA DEPREMİNDE ÖLEN VATANDAŞLARIMIZA ALLAH' TAN RAHMET DİLİYORUZ, RUHLARI ŞAD OLSUN! |
17 AĞUSTOS 2009 Yazımın başlangıcındaki tarihe baktığınızda, sizlere muhakkak tanıdık gelecektir. Belki de hemen şöyle bir yorumda yapmış olabilirsiniz. Tarih doğru ama seneyi yanlış yazmışlar. Aslına bakarsanız tarihte doğru seneside… Neden böyle bir başlık.? 17 Ağustos 1999 tarihinde ''İzmit Körfezi Depremi, Gölcük Depremi ya da Büyük Marmara Depremi'' olarak anılan, yaşandığı tarihte yaklaşık olarak 17.500 vatandaşımızın hayatını yitirdiği, yine yaklaşık olarak 23.500 vatandaşımızın agır ya da hafif yaralandığı, 285.215 konutun- 42.902 iş yerinin yıkılması ile birlikte hayatını kaybeden vatandaşlarımız hariç; yaklaşık olarak 600.000 bin vatandaşımız evsiz kalmıştır. İzmit, Ankara, İzmir gibi bölgeleri etkilemiş, ağır sanayimizinde yer aldığı bölge afet sonucunda 16 milyon vatandaşımızın çeşitli şekillerde etkilenmesine yol açmıştır. Bu nedenlerden dolayı gerek büyüklük, gerek etkilediği alanın genişliği, gerekse neden olduğu maddi kayıpların büyüklüğü açısından son yüzyılın en büyük depremlerinden birisi olma özelliğini taşımaktadır. Kısaca hatırlatma bazında ele aldığımız bu bilgiler ışığında ülkemizin büyük bir kısmının 1.derecede deprem bölgesine yer almasına rağmen kentsel planlamalar yapılırken bu özellikler de göz önüne alınarak planlamalar yapılmamıştır..? Neden bu kadar can kaybı neden bu kadar maddi kayıp…? 17 Ağustos afetini çok yakından hisseden bölgemizde vatandaşlarımız gecenin ilerleyen saatlerinde çeşitli iletişim araçlarından bilgi edinmeye çalışmış İstanbul kaynaklı bir radyonun gerek heyecanla gerekse artçı şoklarının da etkisi ile heyacanlı yorumlar yapmaktaydı. Evlerinin önünde ya da boş meydanlarda araçlarındaki radyolardan bu haberleri dinleyen vatandaşlarımızı heyecan ile karışık korkular sarmıştı. Merakla dilden dile dolaşan bölük pörçük bilgiler ışığında vatandaşlar öğrenebildikleri bilgileri bir birlerine aktararak heyecanı bastırmaya çalışıyordu. Ta ki gün ışıdığında gerek karayolu ile gelen kişilerden gerekse ertesi gün yayına başlayan TV yayınlarından yakın bölgedeki acı gerçeği tüm çıplaklığı ile görmeye başladı. Müthiş bir şekilde yardım etme arzusu, yakınlarının akıbetini merak edenler, gönüllü çalışacak olanlar ile Afet günlerini bir çıkar meselesi görerek bölgeye hırsızlık amacı gidenler yolara düştüler. Bizlerde bölgemizden inşaat işleriyle uğraşanların çoğunlukta olduğu ekipler kurarak bölgeye akın ettik. Gördüğümüz manzara çok acı idi. Gölcük kenti harabeye dönmüş kentin üzerini koyu gri bir toz bulutu kaplamıştı. Sanki ölümün soğuk eli bu kentte geziyordu... ”Allahım sen yardım et!” “Aman Yarabbi!” sözcükleri bir anda ağzımızdan dökülü verdi. Ulaşabileceğimiz bir yetkili, bir makama ulaşabilmemiz söz konusu değildi. Gördüğümüz her kurtarma çalışmasına yorgunluktan ve uykusuzluktan bitap düşene kadar yardım ile devam ettik. Acılar feryatlar, hıçkırıklar. Bazen acı ve feryatların yer almadığı donuk ifadesiz suratlar. Ne söyleyebilirdik ki? Başınız sağolsun mu? Böyle bir anda o kelimeleri bile söylemek o kadar zor ki…Günler günleri kovaladı arama kurtarma çalışmaları seyrekleşmeye enkaz kaldırma ve iyileştirme çalışmaları ivme kazandı. Cumhurbaşkanımız Süleyman DEMİRELve dönemin Başbakanı rahmetli Bülent Ecevit bile bölgeden haber alamadığını afetin üzerinden 3 gün geçmesine rağmen itiraf etti. Yani iletişim alt yapımız yeterli ve afet zamanı ulaşacak alt yapıya sahip değildi. Sadece bölgede TRACK üyesi olan bir vatandaşımızın yakın bölgesinden verdiği haberler doğrultusunda ihtiyaçlar bölük pörçük belirlenebilmişti…
Bandırma ve yakın çevredeki ilçelerde vatandaş devlet iş birliği ile yardım kampanyaları düzenlenmiş paketlenmiş ve istiflenmiş olarak Afet bölgelerine gönderilmişti. Gereğinden fazla gönderilen bir çok yardım malzemesi ya ziyan oldu ya da sağlıklı ve etkin bir şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılamadı. Zaman zaman devlet yetkililerinin verdiği bilgiler biraz olsa bilgi kirliliğinin önüne geçse de ulusal TV lerin verdiği bilgiler görüntüler ulusumuzun tümünde derin üzüntüler yarattı. Bizler de inşaat sektöründen gelen, inşaatçı bilgilerimiz ile kurtarma çalışmalarında elimizden geldiğince faaliyetler yaparak bu felaketin atlatılmasında karınca kadar da olsa bile hayatımızda hiç tanımadığımız insanlara karşılıksız yardım edebilmenin haklı gururunu içten ama sevinemeden yaşıyorduk. Bu faaliyetleri icra ederken enkaz altındaki vatandaşlarımıza ya da yaralı olan pansuman gerektiren olaylara karşı ilk yardım bilgilerimizin yeterli olmadığını fark etmemiz çok geçmeden kendini hissettirdi. Afet bölgesinde gerek yerli ekiplerin gerekse yabancı ekiplerin organize ve donanımlı çalışmalar yapmaları “Neden bizde böyle bir ekip olmasın?” sorusunu gündeme getirdi. 1999 yılının ekim ayında kuruluş çalışmalarına hız verdiğimiz o zamanlardaki adı “Bandırma ilk yardım Merkezi Arama Kurtarma Derneği”ni kurarak çeşitli sivil toplum örgütleri, Sivil savunma Müdürlüğü vb bir çok kuruluş ile irtibata geçerek ‘’Neler yapabilirizi’ konuştuk. Yerel yönetimlerden gerek Kaymakamlık Makamı gerekse Belediye Başkanlıkları ile yaptığımız görüşmeler, hep aferim’ lerle , bravo’ larla ile ya da yapılan bir etkinlik bir tatbikat ya da operasyon sonucunda gönderilen takdirnameler ile sonuçlandı. Bir avuç olarak yola çıktığımız faaliyet alanımız ile ilgili çalışmalarız hız kesmeden yoluna devam ederken, zaman içerisinde aldığımız eğitimler, seminerler ve tatbikatlar sonrasında Düzce, Bursa, Balıkesir, Bilecik ..vs. illerinde ilçelerinde genel merkezi Bandırma’ da olan “911 Arama Kurtarma Derneği “ ismini alarak, ülke genelindeki 1999 yılından itibaren meydana gelen tüm büyük afetlere katılma başarısını göstermiş, kayıp şahıs aramaları, orman yangınlarında orman Bölge Müdürlüklerimiz ile etkin çalışmalar yaparak, gerekse lokal afetler ( yangın, su altı boğulma vakaları, giruzu patlamaları vb) olaylarda da devletimizin birimleri ile ortak çalışmalar yaparak hayatımızın 10 yılını bilgi ve becerilerimizi devletimizin ve milletimizin emrine hiçbir karşılık beklemeden sunduk. Zaman içerisinde derneğimizin isminin ülke genelinde tanınması her türlü felaketlere davet edilmemizi icap ettirdi. Gelen her telefon ya da fax sonucunda etkinlikler ile ilgili alanlarda faaliyetlerimizi gerçekleştirilerek merkezimize geri dönüldü.. Aradan geçen bunca sene sonrasında ise gerek yazılı gerekse görsel basın organlarında önlemler alınması gerektiğini her fırsatta dile getirdik. Bir çok vatandaşımıza, öğrencilerimize ( 10 sene içerisinde yaklaşık olarak 750 bin öğrenci ve vatandaşımıza) ücretsiz eğitimler vererek bir afet anında aynı dili konuşabilmemiz için eğitimler verdik. Zaman geçtikçe eğitim almak isteyen unutulan afet gerçeği bir gün yine bizlere acı yüzünü göstereceğinin de unutulmaması gerektiğinin altını çizdik. Zaman zaman başı şıkışan vatandaşlarımızın Devletimizden bu alanda etkin çalışmalar beklemeleri, bunca zaman geçmiş olmasına rağmen hala yeterli seviyede ulaşmamıştır. Bunca sayısız faaliyeti gerçekleştirirken gerek üye aidatları, gerek bağışlar, gerekse sponsorların küçük de olsa katkıları ile gerçekleştirdiğimizi ve yine bu güne kadar gerek bağış gerekse üye aidatlarını derneğimiz web sayfasında da ( www.911sar.org ) “bağışlar” kısmında yayınlayarak rakam olarak küçükte olsa bizler için çok değerli ve anlamlı olan bölümde yayınladık.Bu güne kadar yapılan tüm bağış ve aidatlar o bölümde yayınlanmaktadır. Gelirlerimizin bu kadar az olmasına rağmen halkımızın bize olan güvenini boşa çıkartmamak uğruna çalışmalarımıza devam ettik. Geçen 10 sene içerisinde Neler yapılabilirdi? Yaptığımız araştırmalar, başvurduğumuz yerler ( sivil kuruluşlar, vatandaşlar ) genelde “Kaymakamlık ya da Belediye Başkanlığı yardım etmiyor mu?” şeklinde yorum yapıyordu….’’Kaynak ayırmıyorlar mı?’’ bu ve buna benzer sorular o kadar sıklıkla karşımıza çıkıyordu ki aynı tip sorulara aynı cevapları vermek bile kendimizi bozuk plak gibi hissetmemize yol açıyordu. Yerel ve ulusal basınımızdan bile bu sorular gelmişti. Bizde ‘’Siz basınsınız neden onlara sormuyorsunuz?’’ cevabını veriyorduk. Kimi yetkililer ‘’Ödenek yok.’’ kimisi ise ‘’Daha sonra, ileride… İnşallah…’’ diyerek savuşturduğu da sıkça başımıza gelen durumlardan biridir.‘’Ödenek yok!’’ cümlesi ya da benzer cevaplar bizleri tatmin etmediği için araştırmalarımız daha da sıklaştırarak aslında bir kenti olası bir felakete kimlerin hazırlaması gerektiğini görmüştük .. Bu konu yasa ile açık açık belirtilmişti.Yasayı incelediğimizde Belediye Başkanlığını, Kaymakamlık makamını tahmin ediyorduk da, İl Genel Meclisi üyelerinin de bu alanda sorumlu ve görevli olduğunu öğrenmemiz bizleri açıkçası şok etmişti. Kanun maddelerini okuduğumuzda seçerek İl Genel Meclisi’ ne gönderdiğimiz kişilerin görevlerinin sadece köylere yol, su, vb faaliyetler götürmek olmadığını, afetlere karşı da çalışmalar yapmaları gerektiğini kaynak ayırttırmaları gerçeğini gördük. ‘’Bu güne kadar bu yapılabilmiş mi?’’…''Hayır!'' Bir hikaye tarzında, bir sohbet tarzında dile getirdiğim bu satırlar arasına ilgili kanun maddelerini de ekleyerek biraz olsun atanan ya da seçilen kişilerin görevlerinin bu alanda neler olduğunu sizlere aktarmayı görev addediyoruz. Atanan kişilere soramıyorsak, irdelemekten çekiniyorsak o zaman vatandaş olarak onlara soralım… ‘’Bölgemiz için bu alanda ne gibi çalışmalarınız var?’’ Verilen vaadlere göre oy verdiğimiz kişilere bu soruları ve neticelerini bıkmadan dile getirirsek belki bölgemize ülke genelinde bu alanlarda yeterli kaynaklar ayrılmaya başlanacaktır. Bu konu ile ilgili kanun maddelerine hepbirlikte bir göz atalım.. BÜYÜK AFET ZAMANINDAN BERİ DEĞİŞMEYEN İLDE AFET İLE İLGİLİ KANUNLAR; n Belediye Kanunu (5393) Madde 53Belediye; yangın, sanayi kazaları, deprem ve diğer doğal afetlerden korunmak veya bunların zararlarını azaltmak amacıyla beldenin özelliklerini de dikkate alarak gerekli afet ve acil durum planları yapar, ekip ve donanımı hazırlar.Acil durum planlarının hazırlanmasında varsa il ölçeğindeki diğer acil durum planlarıyla da koordinasyon sağlanır. Ve ilgili bakanlık, kamu kuruluşları, meslek teşekkülleriyle üniversitelerin ve diğer mahalli idarelerin görüşleri alınır. n Belediye Kanunu (5393) Madde 53Planlar doğrultusunda halkın eğitimi için gerekli önlemler alınarak ikinci fıkrada sayılan idareler, kurumlar ve örgütlerle ortak programlar yapılabilir.Belediye, belediye sınırları dışında yangın ve doğal afetler meydana gelmesi durumunda, bu bölgelere gerekli yardım ve destek sağlayabilir. n Büyükşehir Belediye Kanunu (5216) Madde 7 (Büyükşehir Belediyesinin yetki ve sorumlulukları)u) İl düzeyinde yapılan planlara uygun olarak, doğal afetlerle ilgili planlamaları ve diğer hazırlıkları büyükşehir ölçeğinde yapmak; gerektiğinde diğer afet bölgelerine araç, gereç ve malzeme desteği vermek; itfaiye ve acil yardım hizmetlerini yürütmek; patlayıcı ve yanıcı madde üretim ve depolama yerlerini tespit etmek, konut, işyeri, eğlence yeri, fabrika ve sanayi kuruluşları ile kamu kuruluşlarını yangına ve diğer afetlere karşı alınacak önlemler yönünden denetlemek, bu konuda mevzuatın gerektirdiği izin ve ruhsatları vermek. z) Afet riski taşıyan veya can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturan binaları insandan tahliye etmek ve yıkmak n İl Özel İdaresi Kanunu (5302) Madde 6İl özel idaresi mahalli müşterek nitelikte olmak şartıyla;…b) İmar, yol, su, kanalizasyon, katı atık, çevre, acil yardım ve kurtarma, kültür, turizm, gençlik ve spor; orman köylerinin desteklenmesi, ağaçlandırma, park ve bahçe tesisine ilişkin hizmetleri belediye sınırları dışında,Yapmakla görevli ve yetkilidir. n İL ÖZEL İDARESİ KANUNU (5302) Madde 69İl özel idaresi, yangın, sanayi kazaları, deprem ve diğer doğal afetlerden korunmak veya bunların zararlarını azaltmak amacıyla ilin özelliklerini de dikkate alarak gerekli afet ve acil durum planlarını yapar, ekip ve donanımı hazırlar.Acil durum planlarının hazırlanmasında varsa il ölçeğindeki diğer acil durum planlarıyla koordinasyon sağlanır ve ilgili bakanlık, kamu kuruluşları, meslek teşekkülleriyle üniversitelerin ve diğer mahalli idarelerin görüşleri alınır. n İl Özel İdaresi Kanunu (5302) Madde 69Planlar doğrultusunda halkın eğitimi için gerekli önlemler alınarak ikinci fıkrada sayılan idareler, kurumlar ve örgütlerle ortak programlar yapılabilirİl özel idaresi, il dışında yangın ve doğal afetler meydana gelmesi durumunda, bu bölgelere gerekli yardım ve destek sağlayabilir. Gönüllülerle ilgili Mevzuat n Özel İdare ve Belediye Hizmetlerine Gönüllü Katılımla İlgili Yönetmelik 09 Ekim 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir Gönüllülükn Teşvik edilmelin Yönlendirilmelin Desteklenmelin eğitilmeli ve bunun gerekli olduğuna önce idareciler inanmalıdır. ( İnanmıyorsa ne olacak.?) Görüldüğü üzere bu alanlarda önlem alması gereken makamlar İllerde Valilik, İlçelerde Kaymakamlık ve Belediye Başkanlığı. Not: Özel İdare Başkanlığını, İlde Valilikler, İlçelerde Kaymakamlıklar Başkanlığında faaliyet gösterir üyelerini ise ‘’İL GENEL MECLİSİ ÜYELERİ’’ oluşturur …Yani bizlerin seçerek yolladıkları kişiler faaliyet gösterirler. Kanunun izin verdiği alanlara kaynak ayırırlar. Bu güne kadar bu kaynağın ayrılması için hanğisi bir çaba göstermiştir. Yada vatandaş olarak seçmeden önce bu konuları o seçtiğimiz kişilere soruyor muyuz? Sormuyor irdelemiyorsak Afetler alanında hazırlık yapılmasını istemiyor ya da ihtiyaç duymuyoruz demektir. Yukarıda sergileğim kanun maddeleri ile kaynak ayrılamıyor ise söz konusu kanun maddeleri yeterli gelmiyor ise Yüce Meclisimiz yeni kanunlar hazırlanmalı bu alandaki eksik kalmış keyfi uygulanabilir kanunları keyfi uygulanabilir kanunlar olmaktan olmaktan çıkartmalıdırlar. Bu kanun maddelerinde de anlaşılacağı üzere aslında bu 10 sene içerisinde bulunduğumuz kentte yada kentlerde bir çok çalışmalar yapılabilinir biz ve bizim gibi bir çok uzman kişiden bilgi ve tecrübelerinden faydalanılarak çok önemli adımlar atmış olurduk. Kanun maddelerini değiştirecek mercii güzel ülkemin “Türkiye Büyük Millet Meclisi” olduğu için buradan meclis başkanımıza ve parlementoya üye tüm millet vekillerimize sesleniyorum…’’Lütfen artık Afetler ile ilgili kanunları gözden geçirin.Bu kanunlar ilgili iyileştirme ve düzenlemeleri yapmadığınız sürece güzel ülkemiz çeşitli Afetler ortaya çıktığında yeterli hazırlığı asla sahip olamayacaktır. Çeşitli lokal afetler zamanında yapılan çalışmalar bu konularda asla yeterli olmayacaktır.’' DEPREME KARŞI ALINACAK EN ETKİN YOL DEPREME DAYANIKLI BİNALAR YAPMAKTAN GEÇER. Bu güne kadar yapılan binalar üzerinde şöyle bir göz gezdirecek olursak kesinlikle çok farklı yapıların yer aldığı bir cehre ile karşılaşırız. Bunların içerisine tarihi eserleri de göz önüne alırsak bulunduğumuz yada yaşadığımız kentte en önce yapılan bina ile en son yapılan bina arasında yapılış yılı bakımından çok fark vardır. ‘’Peki bu binaların hangisi sağlam? Hangisi denetlenmiş? Ya da hangisi bakım ve onarım projelerine tabi tutulmuş.’’ ‘’1-3-5 kaç tanesi ? 10 bile diyemeyiz.’’ Binalara destek projeleri yaptırmak hayli maliyetli olduğundan bir çok vatandaşımız bu gerçekle iç içe yaşamak da dır.bir çoğu da ilgilenmemektedir.Büyük Afetten önce güçlendirme projeleri yapılan bir çok binanın da Afet zamanında yıkıldığı gerçeğini unutmamalıyız. Var olan binalarımızın depreme dayanıklı binalar ile yer değiştirmesi ya bir müteahit firmanın oraya kat karşılığı yeni bina yapması ile ya da arsa sahibinin kendi imkanları ile yapması ile gerçekleşecek bir olaydır. Birden bire şehirde var olan binaları yıkıp yerine yenisini de yapmayı hiçbir devlet bütçesinin karşılamayacağı da bir gerçektir. O halde ne olacak?.. Tahmini olarak depreme karşı dayanıklı binaların eski binalar ile yer değiştirmesi oturma süresini ve yıpranma olayını da göz önüne alırsak 75 ila 100 yıl sürecek bir değişimden, süreçten bahsediyoruz. O halde ne mevcut imkanlar ile ne yapabiliriz bunları konuşmak, ona göre önlemler almamız gerekiyor. İllerde il kriz, İlçelerde İlçe kriz merkezlerini faaliyete geçirerek afet yada lokal bir olayı tek bir elden yönetebileceğimiz bir oluşum içerisine girerek, alt yapısı hazır afetlerden etkilenmeyecek operasyon merkezlerini faaliyete geçirmeli bir afet anında kullanılacak araç ve gereci depolamalı Valilik, Kaymakamlık ve Belediye Başkanlıkları ile koordineleri sağlayıp eğitimler vererek haklımızı bilinçlendirmeliyiz. 2002 SENESİ NE KADAR UYGULANAN MİMARİ UYGULAMALAR VE İLGİLİ KANUNLAR NEDEN 2002 SENESİNDEN SONRA HIZLA DEĞİŞTİ? Bu sorunun cevabını ilgili kişilere sorduk… “Birinci derecede deprem bölgesi olan ülkemizde binalar neden depreme karşı dayanıklı yapılmıyor?’’ Aldığımız cevap bizi biraz olsun tatmin etmekle beraber üzüntüyü de beraberinde getirdi. İnşaat alanında bu güne uygulanan bir çok kanunun Almanlardan alındığı ve ona göre düzenleme yapıldığı idi.. Peki 2002 senesinden sonra neden Japonlar örnek alınmıştı? Ya da daha önce neden Japonların bu konudaki görüşlerine başvurulmamıştı.Dünyamızın var oluşundan bu güne kadar meydana gelen hareket eden kıta kaymaları, tek bir kara parçası halindeyken ( Pandea) zaman içerisinde çeşitli yönlere doğru hareket ederek bu günkü ana kara parçalarının meydana gelmesine yol açmış halende bu hareketlilik devam etmektedir. Ana kara parçalarının arasında sınır bölgesi oluşturan fay hatları zaman zaman biriken enerjisini ortaya çıkartarak çeşitli yıkımlara arazi yapısının değişimine neden olmakta. Bu FAY hatları günümüz bilim adamları tarafından bilinmekte şehir ve kentlerin bu faylar üzerinde kurulmaması gerçeğinin altını çizmektedirler. (Erzincan ve Çanakkale ilinin Yenice İlçesi bu Fay üzerine kurulmaması gereken kentlerimizden birileridir. Zamanında kurulan bu kentler meydana gelen depremler sonucunda yıkılmış, Yenice ilçesi yeni yerinde Fay hattından çok uzakta olmasada yeniden kurulmuştur.) Japonların ise bulunduğu adalar ülkesi Volkanik depremlerin yoğunlukta yaşandığı bir bölge olmakla beraber orada yaşayan insanlar depremler ile birlikte yaşamasını öğrenmişler yapı planlarını yaparken 9.5 şiddetindeki depremlere dayanıklı olacak şekilde binalarını inşa etmişlerdir. Almanlara gelince dünyanın hareketliliğinden kıtaların yer değiştirmesinden bu değişimler meydana gelirken de kıta sınırlarında biriken enerjilerini açığa çıkarttıkların bahsetmiştim. Avrupa kıtası dünyanın en hareketsiz bölgesi olmakla beraber bu güne kadar yıkıcı depremler meydana gelmemiştir. Özellikle Almanya’ nın, İngiltere’ nin, Fransa’ nın olduğu bölgeler hemen hemen hiç deprem üretmezler. Depremlerin çok sık yaşanmadığı bir ülkede yapı ile ilgili kanunlarda 3-5 şiddetindeki depremlere göre hazırlanmış aynı kanunlar çiçeği burnunda Türkiye Cumhuriyetine bir anlamda adapte edilmiştir. Birinci ve ikinci dünya savaşlarına giren bir çok alanda bilim adamı yetiştiren Almanların Türkiye’ nin birinci derece de deprem bölgesi olduğunun farkına varmamalarının imkanı olmadığı görüşünü de belirtmekte fayda var. Almanlardan alınan 3-5 şiddetindeki depremlere karşı koruyacak yapılar ile ilgili kanunları 9.5 şiddetindeki Japon kanunlarına göre adapte edilip 2000 senesinde değil de 1950’ ler de ya da 60’ lar da değişikliğe uğratılması sanırım Gölcük afetinin sonuçlarını çok farklı bir şekilde değiştirecekti. Eski kanunlara göre yapılan binalar afet zamanında bir çok kişinin de hayatına mal olarak eski fotoğraflarda ki yerlerini alarak acı bir hüzünle birlikte beraberinde götürdüler. “MÜTEAHHİTLER YÜZÜNDEN BU KADAR YIKIM OLDU? Bir çok vatandaşımız meydana gelen depremler yüzünden yıkılan binalarda günah keçisi olarak Müteahitleri sorumlu tuttu.. “Hırsız Müteaahiit malzemeden çalmış…” Bu konuyu da biraz açalım istedim…Açalım ki farklı bir açıdan bakalım.. YENİ BİNA NASIL İNŞA EDİLİR.? Bir arsa ya da eski bir binanın yerine yeni bir bina yapılacak olur ise ilk önce oranın imar planlamasına göre olan durumu incelenir ilgili mühendisler ( İnşaat Mühendisleri)…Belediyelerin belirlediği bu imar planlarına göre binanın projesini çizer, çizilen bu plan Belediyelerin İmar İşleri Müdürlüğünde incelenir, usulüne uygun olarak yapılmış ise onay verilir, ilgili mal sahibi ya da Müteahhit de bu plana göre inşaata başlar.Binalar temelden çatıya kadar ilgili Belediyenin ilgili birimlerince binanın inşasının bitimine kadar kontrol eder hatalı inşaa var ise yıktırıp yeniden yaptırırlar. Diyelim ki eksik demir kullanılmış donatılar iyi yapılmamış, inşaata kullanılacak olan beton iyi değil.. yap denetlemeni doğru şekilde yapılmıyor inşa edilmiyorsa YIK…Binalar yapılırken yeteri kadar denetlemiyor ya da bir dahaki seçimde oy kaybederim diyerek ellemiyor göz yumuluyorsa iyi niyeti kötü amaçla kullanacak olan kişilerde muhakkak olacaktır. Belediye olarak bu konulara yumulan gözler bazı kentlerde özellikle gece kondu şeklinde Plansız, karmaşık şekilde ortaya çıkan semtlerin ortaya çıkmasına neden olmuş daha sonraki seçimlerde ise bu ve buna benzer semtler AFFA uğrayarak (YIKILMAMIŞ) iskan verilmiştir. Bandırma da bu tip semt yada mahalle var mıdır.? Diyelim ki var afet zamanı yıkılırsa kim suçlu??? Afet öncesi var olduğu biliniyor yıkılmıyor ise kim suçlu..? Ben buldum…..Müteahhit… Bina ya da daire alırken bir çok vatandaşımız o binaların boyasına yer döşemesine mutfaklarına bakarak birazda ekonomik olsun diyerek satın almaktadırlar. Böyle yapacaklarına satın alacakları bina yada dairenin bir planının olup olmadığını Belediye İmar ve fen işleri Müdürlüğüne sorsalar o bina hakkında gerçekçi bilgilere ulaşabilirler. Kaç kişi daire satın alırken o binanın durumunu Belediye’ye giderek bilgi sahibi oluyor? Geçmişte 3 katlı olarak projelendirilmiş daha sonra kaçak olarak 5 kata çıkmış bir yolunu bulunmuş affa uğramış bir çok kaçak yapı mevcut iken vatandaşlarımız binaların makyajına bakarak satın alım ı yapmaktadırlar. Sen vatandaş olarak satın alacağın yer ile ilgili bilgileri Belediye’ den değil de satacak kişiden alırsan, aslında bir çok sıkıntıyı da beraberinde satın almış olursun. Bunlara dikkat ediyor muyuz? cevabını bilen var mı? Kötü ve ucuz yapılan malzemeleri yada binaları satın almaya devam ettiğimiz sürece o tipte çürük uzun vadeli olmayan malzemeleri de üremeye devam edecek kişilerin olacağını unutmayalım... 2002 senesinden sonra yapılan bir çok bina olası felaketlere dayanıklı olacak şekilde inşa edilmeye başlanmıştır.( Kaçak olarak yapılan binaları kastetmiyorum!) 2002 senesinden itibaren afetlere karşı dayanıklı olacak şekilde inşa edilen binaların ülkemizin tümünde eskileriyle yer değiştirmesi sizce kaç yıl sürer? Bu sorunun cevabını kendinize verebildiğinizde güvenli olarak oturacağımız binaların tüm ülkemizde var olacağı tahmini yılı bulmuş olursunuz… Demek ki buradan şu sonucu çıkartmak mümkün. 75 ila 100 yıl daha eski binaların yenileri ile yer değiştirmesini beklemek durumundayız. Devletimizin de bütün tehlike arz edecek binaları yenileri ile yer değiştirecek bütçesi olmadığına göre..? Yaklaşık 75 yıl kadar sene o binalar ile birlikte yaşamaya devam edeceğiz. Daha öncede belirttiğimiz gibi ya bir binada oturan bina sakinleri ortaklaşa binalarını yetkili kurumlara inceletecek, gerek duyuluyor ise sağlamlaştırma projeleri yaptıracaklar yada bir müteahhite verecekler ,yada ne zaman olacagı büyüklüğü belli belli olmayan bir depremi “ Allah Korur!” diyerek o binalarda yaşayarak geçirecekler. Not:Cenabı Allah insanları korumak için akıl denen bir yetenekle, düşünebilen, uygulayabilen bir canlı olarak meydana getirmişken, daha nasıl korusun seni değil mi ama.? Yukarıda bahsettiğimiz 75 ila 100 yıl içerisinde gerçekleşecek olan sağlam binaların hayatımızdaki yerini alması süresinde yapılacak bir çok iş alınacak bir çok eğitim, hazırlanacak bir çok önlem de var tabiî ki.. Nedir bunlar ?... Sıralayacak olursak önce bir afet öncesine neler yapmamız gerektiğini öğreneceğiz, bir afet anında neler yapmamızı öğreneceğiz daha sonrada afet olduğu zaman ve yaşandık dan sonra neler yapmamız gerektiğini öğrenerek işe başlayacağız. Eğitimler alarak olası afet zamanlarında yaşanan Organizasyon bozukluklarını ortadan kaldıracak, karmaşıklığın önüne geçeceğiz. Yine çeşitli hazırlıklar yaparak İl ve İlçelerdeki Afet Kriz Merkezlerini bir an önce donatacak kaynakları ayıracak araç gereç ve malzemeleri depolayacak, kentimiz ile ilgili bilgi ve veri bankası oluşturacak alternatif planlamalar uygulayarak Japonya’ da olduğu gibi tüm kentin katılımın sağlandığı geleneksel afet tatbikatları yaparak bilgi ve becerilemizi geliştirecek eksikliklerimizi gidermeye çalışacağız. Her zorluğu eğitimler sayesinde aşabileceğimizi unutmayalım.Eğitimlerimizi alalım, hiç afet olmayacakmış gibi hayatımıza devam edelim bu gün olacakmış gibi hazırlıklı olalım... Yukarıda kısaca dile getirdiğimiz sorunlar öğretiler Afetlere hazırlık konusunda neler yapılabilir az da olsa bir yön haritası içermektedir. Bizler bu hazırlıkların yasalar ile desteklenerek gerekirse bu konulardaki yasalarda değişiklik yaparak yerel yönetimlere gerek kaynak ayırmaları (Valilik, Kaymakamlık, Belediye) konusunda yaptırım uygulattırarak bu alanda yaptıkları hazırlıkları ve çalışmaları denetleyerek düzenleme yapmaları yine bu alanda görevli olanların yasalarımızda açık açık belirlenmiş olmalarına rağmen neler yapmadıklarını neden yapmadıklarını olası bir afet zamanında ‘’Müteahhit mi suçlu yoksa kanun ile belirlenmiş seçilmiş ya da atanmış afet hazırlıklarını yapmayan yetkili kişiler mi suçlu?’’ sorusunun cevabını bizlere muhakkak verecektir. Yukarıda saydığımız yada sayamadığım bir çok konuda hazırlıklar yapılacağına artık bir inancımız kalmasa da bizler elimizden geldiğince halkımızı bu alanlarda aydınlatmaya devam edeceğiz. Sizlerde vatandaşlar olarak, ilgili ve görevli kişilere bu alanlarda neler yapıldığını sormaktan çekinmeyin… Sormadıkça, ilgilenilmeyeceğini hazırlık yapılmayacağı unutmayın. Not:Afet vb. konularda çalışmalar yapmak isteyen vatandaşlarımız derneğimizin www.911sar.org adresinden bizlere ulaşabilirler... Sohbet tarzında dile getirdiğim bu satırlarda karşılıksız olarak yüce devletimizin ve Milletimizin hizmetine hiçbir karşılık beklemeden sunduğumuz 17 Ağustos 2009 senesi ile 17 Agustos 1999 senesi arasındaki 10 yıl içerisinde bir nokta kadar da faydamız oldu ise bu fayda bize güvenen, inanan, destekleyen kişiler sayesinde olmuştur. Onlara da sonsuz saygı ve sevgilerimi sunar büyük Afet zamanında hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Yüce Allahtan Rahmet,yakınlarına bir kez daha baş sağlığı dilerim.. Aradan geçen 10 sene içerisinde ''Afet Hazırlık Planları'' nı faaliyete geçirmeyen, kaynak ayırmayan tüm atanmış ve seçilmişlerimizi de bu alanda çalışmalar yapması için göreve davet ediyoruz… Saygılarımı sunuyorum.. 911 Arama Kurtarma Derneği Adına Genel Başkan Mustafa GÜRSOY NOT: Bu konuşma metni Sayın Genel Başkanımızın İstanbul Bakırköy İlçesi ''17 Ağustos Marmara Depremini Anma Törenleri'' ndeki konuşmasının da metnidir...! |